Kullanıcı Adı:

Beni Hatırla

Şifre:

Şifremi Unuttum

Ana Sayfa | Tasavvuf Akademisyenleri | Tasavvufî Yayınlar | Tasavvuf Dergisi | Konuk Defteri | Fotoğraflar | İletişim | Haberler

Afrika’da Tasavvuf ve Tarikatlar
Afrika’da Tasavvuf ve Tarikatlar
Yazar : Abdullah Abdürrezzậk İbrahim
Çeviren : Kadir Özköse
Türü : Kitap
Baskı Yeri/Yılı : Konya / 2008
Yayınevi : Ensar Yayınları
Sayfa : 144
Görüntülenme : 7445
İndirilme Sayısı : 0
  Bu eserin tam metni dosya olarak bulunmamaktadır

Özet

Abdullah Abdurrezzak İbrahim, Afrika Müslümanları tarihi alanındaki araştırmaları ile tanınan ama tasavvufî düşünceye karşı menfî tutum sergileyen isimlerdendir. Tasavvuf anlayışının İslâm itikadını sarstığını, tarih boyunca sûfîlerin İslâm toplumunun gelişmesinde olumsuz yönde etki ettiğini düşünen İbrahim, Afrika Müslümanları hakkındaki araştırmalarını derinleştirdikçe önyargı ile hareket etmiş olduğunu görür. Eserinde, tasavvuf tarihi ve tasavvuf felsefesi hakkında yeterli birikim ve değerlendirmeye sahip olmadığını ifade eden İbrahim, bilimsel kimliğe uygun tarzda hareket ederek tasavvuf araştırmacılığına yöneldiğini, son dönem Afrika tarikatlarını inceledikçe selefî ve vehhabî zihniyetin tasavvuf konusunda önyargılı davrandığını ifade etmektedir. Afrika Müslümanları ile ilgili olarak yayımlanan el-Muslimûn ve’l-isti’mârü’l-Avrûbiyyü li-‘Ifrîkıyye, (Kuveyt 1989), el-İslâm ve’l-hadâratü’l-İslâmiyye fî-Nijerya, (Kahire 1984) isimli iki eserden başka, tasavvuf hakkındaki araştırmalarını Advâu ale’t-türuki’s-sûfiyye fi’l-Garrati’l-‘Ifrikıyye isimli eserinde derlemiş ve bu çalışma 1989 yılında Kahire’de yayımlanmıştır. Doç. Dr. Kadir Özköse’nin Arapça aslından çevirisini yaptığı bu eser, tasavvuf ve tarikatlar konusundaki değişen yargı ve yaklaşımlarını ortaya koymaktadır. Yazar, eserin “Önsöz” kısmında kitabın hazırlanış gayesini şu sözleri ile özetlemektedir: “Afrika’da sömürgeciliğe karşı direniş sergileyen cihad önderlerinin istisnasız hepsinin sûfî meşrepte olduklarını gördüm. Bunun inkâr edilemez bir gerçek olduğunu anladım. Bunun üzerine tasavvufun kıtaya girişlini ve kıtadaki tasavvufî faaliyetleri sorgulamaya başladım. Sonuçta tasavvufu daha yakından tanımaya koyuldum. Tasavvufun İslâm dışında bir olgu olup olmadığını, tasavvufa yabancı tesir meselesinin boyutunu, bid’atlerin ortaya çıkmasında tasavvufun etkisini araştırdım. Doğrusu bu noktalarda hep menfi yaklaşımları benimsiyordum. Düşüncelerimde ne kadar da önyargılı olduğumu fark ettim. Fakat tasavvuf sEmpatizanlığı ile itham edilmekten korktum. Ama gerçeklerden de kaçamazdım. Zira Afrika Müslümanlarının tarihi, tasavvuf tarihi ile özdeş durumdaydı.” Zühd anlayışının asr-ı saadet döneminde ashâb-ı kirâmın vazgeçilmez hasleti olduğundan bahseden müellif, tasavvufî terminolojiye vukûfiyet sağlamadan tasavvuf hakkında yargıda bulunulamayacağını söylemektedir. Kulluk ve marifetullahı gaye edinen tasavvuf, Allah’tan gayrı hiçbir varlığa bel bağlamamayı öngörür. Mutasavvıfların en bariz vasıfları dünya malına karşı zahidane bir tutum sergilemeleri, ruhsatla değil azîmetle hareket etmeleri, gafleti bırakıp zikre koyulmaları, her hâllerinde dua ve niyazda bulunmaları, riyâzet ve mücâhede ile güzel ahlâka sahip olmaya çalışmaları, verâ ve takva ehli kişiler olmalarıdır. Sık sık İmam Gazâlî ve İbn Haldûn’un görüşlerine başvuran yazar, Gazâlî çizgisi ile İbn Haldûn’un tasavvuf hakkındaki görüşlerine tamamen katıldığını dile getirmektedir. Tasavvufa yabancı tesir meselesinin yüzeysel boyutta, tâli konumda olduğunu, hakikatte tasavvufun kaynağının İslâmî olduğunu, sûfîlerin genelde şer’î anlayışa uygun hareket ettiklerini, zâhire aykırı batınî bir zihniyet benimsemediklerini, hatta selefî bir çizgi izlediklerini düşünmektedir. Zühd ve tasavvuf dönemlerini, tarikatların ortaya çıkışını, tarikatların Afrika’daki yayılış sürecini ele alan müellif, bilhassa son iki asırdır tarikatların Afrika’daki fonksiyonlarına dikkat çekmektedir. Afrika’daki tarikatların en önemli başarısının putperest kabileler arasında İslâm’ın yayılışını sağlamaları, misyoner teşkilatları ve Avrupalı sömürgeciler karşısında güçlü bir teyakkuz oluşturmaları, Afrika halklarının bağımsızlık mücadelesinde öncü rol oynamaları olduğunu söylemektedir. Afrika’da tekke hizmetleri ile medrese eğitimi bir bütün olarak gerçekleştirilmektedir. Fıkıhla tasavvuf, âlimle şeyh arasında herhangi bir ayrım gözetilmemektedir. İslâm adına hareket eden tarikat erbâbı, Afrika’da yaşanan siyasî boşluğu büyük oranda doldurmaya çalışmaktadırlar. Libya’da Senûsiyye liderleri, Nijerya’da Kâdiriyye şeyhi olan Osman dan Fodio, Senegal’de Müridizm hareketi lideri Ahmed Bamba, Moritanya ve Senegal’de Ticâniyye şeyhi el-Hac Ömer et-Tâll, Cezayir’de Emir Abdülkâdir el-Cezâirî, Fas’ta Emir Abdülkerim el-Hattâbî, Somali ve Sudan Mehdileri bu gerçeğinin birer örnekleridir. Tasavvuf felsefesi hakkındaki düşüncesinin değişmesinde rol oynayan Afrika tarikatlarını incelemeye başlayan müellif, sırasıyla Kâdiriyye, Ticâniyye, Senûsiyye, Müridiyye, Hammâliyye ve Yakubiyye, Ayniyye ve Fâdıliyye, Şâziliye, Meczûbiyye, Semmâniyye, Reşîdiyye ve Mirgâniyye tarikatlarını ele almakta, kurucularını, tekke faaliyetlerini, müritlerinin genel özelliklerini, evrâd ve ezkârlarını, siyasî ve içtimaî etkinliklerini, direniş hareketlerini değerlendirmektedir. Tasavvuf hakkındaki bir takım menfî yaklaşımları sıraladıktan sonra, kendisinin bu eleştirileri etkisiz kılan bir takım verilere ulaştığını söyleyen yazar, eserinin “Sonuç” bölümünde Afrika tarikatları hakkındaki değerlendirmelerini sekiz madde hâlinde sıralamaktadır. Değerlendirmelerinin sonunda İbrahim, tarikatların sevaplarının günahlarından çok olduğunu, Hıristiyan misyonerleri karşısında en önemli engelin tarikat mensupları olduğunu, bid’at ve hurafelerin ortadan kalkmasında meşayıhın önemli rol oynadığını söylemektedir. Bir kısım tarikatlardaki yanlış düşünce ve uygulamaları eleştirmekten kaçınmadığını, fakat tasavvuf ve tarikatlar düşmanı olmanın bir anlam ifade etmediğini, kıtadaki tasavvuf gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirmektedir. Tarikat müridi ve şeyhlerinin inanç ve davalarında samimi olup olmadıklarının en önemli göstergesinin hemen hemen çoğunluğunun cephelerde şehit olmasını göstermektedir. Sözlerini tasavvufa düşmanlıkla değil sûfîlerin deneyimlerinden istifade etmekle geleceğe olumlu katkıda bulunulacağını söyleyerek tamamlamaktadır.
 

Anahtar Kelimeler


 

Gelişmiş Arama

Hızlı Erişim

Sayaç

Dost Site

Kullanılabilir renk seçenekleri
AYDINLI WEB TASARIM --> İrtibat için: aaydinli@gmail.com

Site Yöneticisi: Halil İbrahim Şimşek

bilgi@tasavvufakademi.com