Kullanıcı Adı:

Beni Hatırla

Şifre:

Şifremi Unuttum

Ana Sayfa | Tasavvuf Akademisyenleri | Tasavvufî Yayınlar | Tasavvuf Dergisi | Konuk Defteri | Fotoğraflar | İletişim | Haberler

Visale Yolculuk
Yazar : Vahit Göktaş
Türü : Kitap
Baskı : 1
Baskı Yeri/Yılı : Ankara / 2014
Yayınevi : İlahiyat
Sayfa : 204
Görüntülenme : 6809
İndirilme Sayısı : 97
  Bu eserin tam metni dosya olarak bulunmamaktadır

Özet

Tasavvufun konuları içerisinde en önemli yeri insan teşkil etmektedir. İnsana takva da fücur da yüklenmiştir. Hz. Musa olma potansiyeli de Firavun olma potansiyeli de insanda vardır. Tasavvufun temel gayesi insana kendini tanıtmak; dolayısıyla insanın şahsiyet yapılanmasıdır. İnsan ruh ve cesedden müteşekkil bir varlıktır. İnsanın görünen ben algısından hariç İlahi olanla irtibatını sağlayan ezeli bir “ben”i vardır. İnsan aynı zamanda ezeli benliği de içinde barındıran; ezeli benliğin kendisinde tecelli ettiği bir varlıktır. İnsan aslına doğru yolculuk halindedir.
İnsan asla olan bu yolculuğunda iradi veya gayr-ı iradi vuslata hızlı adımlarla yol almaktadır. Bu dünya sermayesi hızla erimektedir. Allah dostlarından Münir Derman’ın mezar taşında yazan şu cümleler ne kadar calib-i dikkattir:
Nefis dünyada kalır, gövde toprakta
Ruh gider aslı olan Rab’bine
Burada arama burda değilim.
Azapda değil, narda değilim.
Sıkıntım kalmadı, aç ve yoksul değilim.
Gövdemi verdim toprağa borçlu değilim.
Nefsimin de derdi dünyada kaldı.
Üzme kendini, ben de senin gibiyim.
Rabb’imin yanında uçar gibiyim.
Bu kitabın adını visale yolculuk koyduk. Tasavvuf aslında baştan sona kişinin vuslat yolculuğunu anlatmaktadır.
Necip Fazıl’ın dediği gibi;
Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç gönül!
O visal, can sendeyken canını etmek feda,
Elveda, toprak, güneş, anne ve yer elveda

Bu kitapta muhtelif yerlerde yayımlanmış bazı yazılarımız bir araya getirilmiştir. Cenab-ı Hakk’dan bizlere lütfuyla muamele etmesi; hata ve noksanlarımızın affını istirham ediyorum.

 

Anahtar Kelimeler

Açılsın Visal Kapısı ve Başlasın Yeniden Visale Yolculuk
BİR BÜYÜK VELİ DR. MÜNİR DERMAN’IN
AHİRETE İRTİHALİNİN 23. YILI ANISINA 9
MÜNİR DERMAN’IN KABRİ BAŞINDAKİ ŞİİRİ 12
Kabir Taşım 12

DERDİ TARAFINDAN KUŞATILAN İNSANA
YUNUS’TAN VE TACETTİN SULTAN’DAN BAZI REÇETELER 15
Dertler İçinde İnsan 17

İMÂM-I RABBÂNΒNİN GÜNÜMÜZE MESAJI 19

KUR’AN’DA BİLGİ VE BİLGİNİN KAYNAKLARI 23
Kur’anda Bilgi ve Bilginin Kaynakları 23
Allah’ın (c.c.) İlmi 24
Allah Teâlâ Her Şeyi Bilir 25
İnsanın Bilgisi 25
İnanmayanların ilmi 29
Bilgi Edinme Vasıtaları 29
1. Beş Duyu Organı 30
a) Görme 30
b) İşitme 31
c) Tat alma 33
d) Koku alma 34
e) Dokunma 35
2. Akıl 37
3. Vahiy 40
4. Ledünni İlim 45
5. Rüya 47

MEHMET SITKI AKOZAN’IN
DÎVÂNÇE-İ ŞİNÂVER’DE YER ALAN ÜÇ MİZAHÎ MEKTUBU
Özet 53
Mektupların Muhtevası 56

KİTAP TANITIMLARI 63
Rıza Çöllüoğlu ile yapılan mülakat
Mustafa Altınoluk İle yapılan mülakat
Sami Efendi ile alakalı bir mülakat

MÜLÂKATLAR…………………………………………………………..73

NE DERSİN…………………………………………………………… 139

 

Abstract

Açılsın visalin kapısı ve başlasın yeniden visale yolculuk

Her son bir başlangıcı müjdeler. Her ayrılık bir vuslatı. Öyle ya her şey zıddıyla bilinir. Acı olmasa tatlının, tatlı olmasa acının bilinmezdi kıymeti.
Bir ayrılık hikayesi ile başlar insanlığın tarihi…
Cennetten, öz vatanından ayrılıp dünyaya geliş. Dünyaya gelişin ardından yârdan ayrı düşüp kayboluş, yeryüzünü onca adımlayışın onca pişmanlığın ve onca gözyaşının sonunda bir vuslat.
Bir visale ermekti, erdirilmekti hikâyenin özü.
Kaybettiğini yeniden bulmanın, özüne dönmenin o tatlı sarhoşluğunu, o mest oluşu yaşatmaktı gaye. Doğarkan ki saflığına ulaş ki cennet kokusu sürekli seninle olsun. Hakk tecelli etsin kalbine. Kalbini tertemiz kıl, berrak kıl. Kalp başka yerlere değil Rabbine yönelsin. Necip Fazıl’ın ifadeleriyle:
Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, alemlerin Rabbi, sen!
Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
Azap var mı alamde fikir çilesine eş?
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
Zor olan kuşatılmak. İnsan zaman ve mekan tarafından kuşatılmış. Cenab-ı Hak Zat’ını perdelerle gizlemiş. Nuruyla tecelli etmiş. Vuslat ise sürekli huzur demek. Bunun yanında her şey, her nefes O’ndan haber vermekte. Necip Fazıl’ın ifadesiyle
Beni zaman kuşatmış, mekan kelepçelemiş;
Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş…
Perde perde veralar, ışık başka nur başka;
Bir anlık visal başka kesiksiz huzur başka.
Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?
Yoksa göz görüyorum sanmanın öksesi mi?
Fezada dipsiz sükut, duyulmazın sesi mi?
“Dinle neyden, ayrılıklardan şikayet etmede” diyor Hz. Mevlana.
Hepimizin içinde bir sızı, göğüste saplı bir hançer gibi durur öz yurdundan ayrılışın acısı. İçimizde sanki koca bir boşluk, dünyaya dair ne koysak dolmayacakmış gibi. Bir derin sızı tarifsiz, kelimelerin yetmediği yerde gözyaşına dönüşen…
Sesler, sözler, suretler… her biri hakikate perde.
Tüm perdeleri kaldır, tüm putları yere indir.
Yârdan geç, serden geç, senden geç, benden geç, Bir’e gel.
Hakikate koş, birliğe ulaş.
Ayrılığı, parça parça oluşu bırak, visale gel. Birliğe, tekliğe, tek olana gel.
O’ndan gayrısı seni bırakmadan, canını yakmadan; sen her şeyi herkesi bırak iç vuslat şarabını, mest ol.
her şeyi bıraktığın, herkesten vazgeçtiğin, hiçliğin o bilinmez sularına kendini bıraktığın, candan tenden benlikten vazgeçtiğin o an seni hiç terk etmeyecek bir Sevgili’nin yanındasın.
Bir, Tek, ve Var oluşunun o muhteşem güzelliğiyle buluşmadasın.
Tüm soruların, tüm sorguların, bütün korkuların, tüm dert ve tasaların bittiği o yokluk deryasında, Sevgili’nin huzurunda var olmanın dayanılmaz hafifliği ve tarifsiz güzelliği…
Tüm gözyaşlarının mutluluktan akacağı başka hiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyacın olmayacağı o an.
Ölmeden önce öl, ilkel benlikten kurtul, ezeli benlikle buluş ki sırra ulaşabilesin.
Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;
Ölen ölüyor bense ölümü yaşıyorum.
Sonsuzu nasıl bulsun pösteki sayan deli?
Kendini kaybetmek mi, visalik son bedeli?
Mahrem çizgilere baktıkça örtünen sır;
Belki de benliğinden kaçabilene hazır.
Bittim sandığın ama en güzel başlangıcının olduğu an.
Kaybettiğini sandığın her şeyin en güzel haliyle sana geri verildiği an.
Hep hayalini kurduğun o kusursuz aşkın var olduğunu, Yâr olduğunu gördüğün an…
Sözün, idrakin ve sezişin ancak böylece, bu kadar yetebildiği demdir…
Sen çekil aradan, geriye kalır Yaradan sırrına kulak ver!
Yârin kapısını tepeden tırnağa O olmuşken çal,
çal ki açılsın visalin kapısı. Ve başlasın yeniden visale yolculuk

 

Gelişmiş Arama

Hızlı Erişim

Sayaç

Dost Site

Kullanılabilir renk seçenekleri
AYDINLI WEB TASARIM --> İrtibat için: aaydinli@gmail.com

Site Yöneticisi: Halil İbrahim Şimşek

bilgi@tasavvufakademi.com